27 Mayıs 2008 Salı

Ha gayret....

Elimde binlerce adres değişikliği
yolun yarısındasın ve yolun başında olmanın farkından farklı değil buda
silinmiş kayıtlar izi sürülemeyen karda ayak izleri...
Celladını arayan bir ömrü şimdi ellerde kalan
uzanıp almak istiyorsun küstüğün yada küstürüldüğün ne varsa
arkada fondan '' gayret et güzelim gayret...''
Hangimiz ilk önce büyüyordu kelimelerim mi yoksa sesim mi
sesimle karma karışık bir alkış içinde sahneye cıkıyor beynimin odalarında kaçak kat mimarisi

'' 1995 - İzmir / ödemiş '' gibi yazılarıma notlar düşmek isterdim
Hep görmüşümdür yazıların başında veya sonunda acaba bir acıyı yada sevinci bu kadar resmileştirmek neden isteriz bilmiyorum

tarihini tutmadıgım bir gün - kayboldugum bir şehir / ayaklarım yere değmediği bir yer

Hadi şimdi bul beni kalp ağrım....

26 Mayıs 2008 Pazartesi

…..Şairin günlüğü….



…..Şairin günlüğü….

Sen cinayetimsin ip uçlarını sacına bağlayan

Yutkunuşumsun

Olmadık yerde

Anılar boğazıma geldiğinde

…………………………….

Ben ne zaman gelsem kente, kırlangıçlarda bi sevinç havası

Ve ben ne zaman birini sevsem tırtıl yada kelebek kararsızlığı

…………………………………………………………………..

susuyorum yalnızlıklara

ne zaman birini sevsem…

sonra

ölü olarak ele geciriliyor belkilerim

………………………………………………..

bir kenti önce ismin terk ediyor

sonra benligin

düşlerle konuşan benim

evet bendim klopatrayı sivilcesi yüzünden terk eden

benidim büyük iskenderin gemisini batıran

tabi sonradan örgendim yüzme bilmedigini

bir şehre önce kehanetim gelir sonra lanetim…

…………………………………………………


güneş kızgın bi bakire ,bir bardak sarap icip sevişmeli bir an önce

……………………………………………………………………..

çapkın bir rüzgarmıydın sen

kızların eteklerini aralayan

bir yalnızlığın ilk soluğumu

bir mumun ilk damlası gibi

kanıma karışan…

bilmiyorum

evet bilmiyorum demek bu günlerde en cok bana yakışıyor

ki bir, bilmiyorum nasıl yakışırsa birine…

……………………………………………

16 Mayıs 2008 Cuma

Kömür




Hangi günün notunu tutsam bilmiyorum
Yazdıgım yarım yamalak yamalı bir şiir sadece

Hangi sayfayı açsam

Sahibine küs bir önsöz

Ben yoruldum artık siz koşun

Mevsimi gelmeden kırın dallarımı

Taşrada bi yerde kömürsüz bir yoksullukta yakın beni....

Kurbağ

Bir kurbag buldum konuşuyordu
Beni öpersen cok güzel bir kız olurum diyordu
Anam bastırdı
öp
öp
öp
öpmedim !!!
Dünyada pek cok güzel kız var ana
Ama bir tek bende var konuşan kurbaga...

S.Akın

Kedi



Aslında bu hazırladıgım slaytlardan biriydi ama burda slayt izliyemiyeceğimiz için bu hale getirdim tam boyut için resmi tıklayabilirsiniz.Gönül isterdi müziği ve slaytlı haliyle izetmek ama işte...

15 Mayıs 2008 Perşembe

Biraz daha resim...

Bazen Sadece Susup İzlemeyi bilmeli insan...








Birazda resim...




14 Mayıs 2008 Çarşamba

Gül


Denize cıkar her kapı bu gülüşün ardından
Yitirdiğin ne varsa bir anda kucağına dökülür
Dönüp bakarsın ki eflatun bir göz
Güneş tozu kaçmış sanarsın gözlerine...

Bence herşey öğrenilmeli
Yüzmek gibi
Okumak gibi
Durup nefes almak gibi öğrenilmeli...
Nasıl gülünüyordu sorusuna koça bir cevap işte...

( Çok uzaklarda ama hala gülmesini unutmamış olan arkadaşım' a )

13 Mayıs 2008 Salı

Gülümseyiş

Bi gece yarısı sohbeti icimizdeki ölüleri ve eski aşkları çağıran ve dostlar, şimdi hic olmadıkları kadar uzaktalar…ve senin hic ummadığın anlarda bi bahar sevinci, icindeki ölü çocukları toplayan gülümseyişler…bilmiyorum hangisi doğruydu, kendime bi doğru ararken onca yanlışlar arasında, bilmiyorum…

Ve ben sesleniyorum tüm insan gülüşleriyle yurduma, şimdi nerde o..bilmiyorum nerde ve nerede ama bulacak, diye beklemeler artık acıtmaya başlıyor…

Ve yaşamak görevdir bu yangın yerinde…diyor bir şair, yaşamak insan kalarak…

Susmak mı kalır benden yana, yoksa alıp gövdemi gitmek mi buralardan, bir umut ararken bin düşüme, seni ekliyorum tüm gülüşlerime…yoksun hangi sokak başına koşsam,adının ilk harfiyle başlayan şehirlere uzun uzun mektuplar yazıyorum..

(İsyana kalkıyor düşlerim ve ben her defasında, kendimi getiriyorum ,uzak kentlerden sesime…)

Bir kerelegine izin verseler keşke

ben yeniden kurarım dünyayı senin gülüşlerinde…

Korku




Sizler tanrılanızın düşlerisiniz...Bense delirmiş bir tanrının halüsinasyonlarıyım...

Kanatlarımdaki sandal


En güzel gülüşlerini bırakıp gittiğin bir dolu beden...Her bedenin bir bedeli...
Ağlaya bildigin kadar cocuksun
Kaçabildiğin kadar erkeksin
Yürüyerek gidemem bu şehirden tüm yollar tutulu
Kanatlarımın cıkmasını bekliyorum hala...
Bahçedeki sandalıma atlayıp düşüne bildiğim kadar uzağa gidiyorum gözlerimi yumum yeşilin ortasına olta atıyorum...

Yaz(l)ık


Yazlık bir telaştı
Eteklerinde taşıdıgın ilk öpüşmeler
Ve korkular vardı sonu olan baharların…
Gelmeyen bi sevgiliyi beklemekti her şey
Ve her yol ondan gecermiş anlaşıldı bir gecmiş zaman Öznesinde
Asılı kaldı
Bir sarkac
Bir kadının boynunda
Haftalık katillerdik
Zamanı ve günü öldüren memurlardık
Adli sicil raporlarında…
Verilirken intihar kararları
Kırılan dolma kalemiydik hayatın ellerinde
Yorgunduk aşklaşmalarda
Aşk sanmalarda ustaydık
Hepimiz zaman katilleriydik
Ayrılıklar atlasında…

Ay


Yürek kemiğiyle lades tutuşuyor iki çocuk!
misafir oyuncu bir terkediş biçimi
ile ellerim vücudunun prömiyeri!

Aynı ahır adına koşan acılarımız var bizim!
amatör balıkçının leğeninde iki istavritiz seninle
ölüme beş kala ölümle canlı telefon bağlantısı kuran!

dibi senin aşkında gizlenen kırılgan bir aysberg bu tufan !



(k.iskender)

İnsan Telefon Defterini Temize Çekerken Bazı İsimleri Eski Defterinde Bırakır ...

Onlar artık birdaha asla aranmayacaktır.Garip bir hüznü barındıran bu
silik isimlere bakılır bakılır.Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi
çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herşeyi
ama herşeyi paylaştığınız birisi; yada istifa ettiğiniz bir yerden bir
arkadaşınız! Soyadları sorulmamış birsürü hatırlanmayan isimde vardır
defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç
bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan
kaldırılır.

İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN BAZI İSİMLER ÜZERİNDE DURUR.

Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek
bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler
birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır
..........
..........

Ben bir kelebeğim, Yarın öleceğim, Kanatlarım emanettir cırılçıplak gömüleceğim...

Faili Meşru



sancısına tutluduğun bi gün

çok uzaktan gelmekte olan ve beklediğin sevdiğin...

bir yağmur gölgesinde onunla ihtiyarlamak

yaşlanan zamanın

göz yaşlarını silmek seninle

ve bilmediğin bi ülkenin

dilini oturup öğrenmek

ve ilk seni seviyorumu sana söyleyebilmek...

uzak bir yoldan gelen sevgiiyi beklemek şimdi herşey

ilk kavgamızın ne zamn olacağını tahmin etmek

şimdi öyle zorki herşey

senin bu yokluk anlarında

öyle zor ki...

bazen hiç durmasın diyorum yağmur

zaten çok geç kaldı bi yazın ardından

şimdi senin geldiğini görmek

nasılda yeşertiyor bi bahar edasında...

sesinde kendimi bulup bulup yitirdiğim kadın


senmisin bazen bakıp kalıyorum o ufacık

bendenin içinde...

bense devliğime küsüp saklanıyorum senin gibi bi dağın arkasına

sancısına tutulduğum bir gün sadece

bazen herşey bir düğüm

senin ellerinle çözüyorum önüme çıkan

balık ağlarına takılan balıkları senin ellerinle

kurtarıyorum

gözlerim kör dilim çıplak

tenim senin teninde yazlık bir entari sanki

Çicek


adın gibi gelen bişey

bilmiyorum neydi bu sezemedigim

ve yer yüzü yırtılırken

seni dogruyordu beynim

ellerimle gidiyordum hic gidemedigim

yolculuklara

mavi düş

bi

düşüş

ıslak bi kaldırım

ve adın deliyor benimi

ıslak bi ritimde

ve ben kendi cicekligime

yanıyordum

güneşi sen sanıp actıgım topraklarda....


Aritmetik bir hayat...

4 duvara bölümünden kalan yanlızlık
Gençliğim tüm asaletini yitirdi
Asal sayılarım sevişti bir doğal sayıyla terk edip beni..
yüklemini kaybetti benliğim ,bitmiyor sensiz hiç bir öznem..
Cellatını arayan bir tanrıyım şimdi öksüz alfabelerimin arasında
'Ş' esini kaybetmiş...

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Yalnızlık

Her kimleğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında

Tek sermayesi

Sahip olduğu tek şeydir….

kıymetini bilmedir.

Hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır

Kalabalık yalnızlıklar…

Yalnız kalabalıklar oluşur,

Şehir şehir ,ülke ülke

Kalabalık artıkça

Artmaktadır yalnızlık

İnsan bir ölümü istemez

Birde ondan beter bir yanlızlığı

Ama ikiside muhakkak gelir başına yalnız yaşama sırasında

Ölümün değil ama yanlızlığın bir tek cağresi var

Tek cagresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın

Aşkta zaten iki yanlızlığın ortak bir yalnızlık ta buluşmasıdır…

y.erdogan(bana bişeyler oluyordan alıntı)

Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni

Bir organ nakli gibi sevmiştim seni;
Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..
Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi
Sevmiştim seni...
Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,
Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
Aslında işin açıkçası;
Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi
Sevmiştim seni...
Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,
Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
Ortalık yerde durup dururken
Sevmiştim seni...
Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,
Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı.
Kasaba meydanında birbirini dövmekten
Yorulan iki kovboy gibi,
Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,
Kendisinden farklı,
Kendisinden ayrı,
Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,
Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla
Sevmiştim Seni...

...

Belki benim kağıt param döne dolaşa senin cebine girmiştir...

...

..Bir kez daha kırılacak, Dördüncü Muradın elinde ki kafes

ve koltuklarınıza bağlandıgınız ipleri koparın duyurusunu yapacak,

Hazerfen Ahmet Çelebinin torunlarından bir Hostes...






















Bildiğim bir şeyi anlatmıyacam size hep bilmediklerimden başlayıp soruların cinnete dönüştüğü yalaktan içeçeğiz bu suyu , kana kana, itişe kakışa... kırbaçın ucundaki at gibi cıkacagız her yokuşu ve gün olup devranın dönmemeye başladıgı anladıgınız anda kelebek olmanın hafifliğini hissedeğicez ama herşey için henüz erken acele etmeyin daha yeni başlıyor tırtılın kelebek olma serüveni...

Matarınıza köhne bir yanlızlık doldurun çünkü bu kalabalıkta en cok buna ihtiyacımız olucak...

ÇİVİ YAZISI…

O halatlar yok artık ,birbirimize pamuk ipliği ile bağlıyız her şeyi bir anda silip gitmesini çok iyi biliyoruz çünkü kendi evimizden başka bir eve taşınırken duvara çaktığımız o çivileri terk edip gittik oysa onlar değil miydi göğsünüzü gere gere yüksek bir kuruluştan aldığınız belgelerinizi yada onu bırakın üniversite bitirmiş çocuğunuzun resmini taşıyan…buraya çiviler derneğinin başkanlığını yada çivilerle ilgili bir kuruluşun oluşmasına sebep olmaya gelmedim hatta çoğunuzu ilgilendirmez bile ömrünü tamamlayıp paslanmış bir şekilde iskele ayaklarını tutan çivilerin kimsesi olmayan ve çok uzaktan gelen gemicileri karşılamasının…

Hem neden ilgilendirsin ki sizin bir bekleyeniniz var yada bir beklediğiniz yada beklediğine inandığınız ama ya yoksa(Zaten ömür denilen şeyde gitmeler ve kalmaların kundakladığı ahşap bir ev değimlidir istanbulda, Beyoğlu civarında…) sizde paslanmış bir çivisinizdir.Eski sandalların tahtalarından yapılan iskeleye saplanmış birer çivisiniz demektir…kerpetenine küs bir hayat süren hep zamanından önce alkışlanan yüzünüzdeki o gerilen gülümsemeyle alışkanlıklarınıza yeni alışkanlıklar ve akışlar ekleyen,

Hani içinizde bir çocuk vardı babasının yaptığı tahta kılıcı beğenmeyip ama yinede onun emeğini değerlendirip, annesinin pazar poşetleriyle uçurtma yapan o çocuk hani nerde şimdi…

ömrü her daim bir mumun gölgesinde biten ki bana kalırsa yanlış bir ata sözü ile yaşamaktayız benden sizi uyarması ışıldayan mum dibini aydınlatmaz sözü katiyen yalandır ben ne çok elektriğe küs lambalarım oldu hiç görmediğim bir mumun ömrünü tamamladığı anlarda dibine kör kuyu muamelesi yaptığını aksine ömrünü tamamlarken nasılda yana yana aydınlatıyordu odamı ve kendi tükenişini gözünüze sokarcasına…

mum yanar mum ışıldar mum ömrünü tamamlar.

Sizi biraz daha aydınlatmak için evet bencilsiniz ve unutkan her elektrik geldiği andan itibaren söndürmeyi unuttuğunuz mumlara ihanet ettiniz ve onları tedaşla aldattınız.şimdi masamın bir kenarında bir mum aydınlığı ile yazıyorum bunları size bu çivi yazısını, ilkel bir gülümsemeyle beyniniz kıvrımlarına halatlarla bağlayıp sizi beyoğlundaki ahşap bir ev yangınında terk ediyorum bahçedeki sandalıma atlayıp… Zamanı gelmedi mi pamuk ipliklerinden sıyrılıp o halatlarla, gemici düğümleriyle birbirimize bağlanmanın…

yada yakın tüm iskelelinizi sıyrılın paslı çivilerinizden

yeniden temeller atın denize doğru uzanan evlerinize hani penceresinden baktığınız zaman sadece bir mum aydınlığı gördüğünüz ahşap evler…


ELMANIN DİĞER YARISI…


Ömrüm sürüklenip duruyor sayfalar arasında, okumaktan yoruldum artık anne, bana anlatacağın masallarda bitti ve ben artık koşmasını da biliyorum. hala aklımdan gitmez elimi tuttuğun o günler çarşı kalabalığında kaybolmak pahasına arkasından gittiğim palyanco bile şimdi gülüşlerimi getirebilir mi gençliğime…artık yalanın nakitte cevir ildiği bir cağdayız altın değeri sözler ilkokula giderken mendilimizin arasında bir gribe yenik düştü ve ders arası mektuplaşmalar bitti bende bittim satır arasında kaybolduğum, yüklemine ve öznesine hasret kaldığımız sevgili sözcükleri yok artık… zamansız terliyorum yine ve zamansız terlemelerimde sırtıma sıkıştırdığın o havlu

Şimdi nerde...Yalana gerek yok acık olalım bir benzerim var aranızda ve ben onu bulamıyorum oysa kimse kimseye benzemek istemez.Ben herkes gibi değilim derken bile çok sevdiği bi yazarın sayfalarında dolaşırken ne kadarda çok beni anlatmış yada çok sevdiğiniz bir şiiri okurken sizin durumunuzu ortaya koyduğuna öyle çok sevinirsiniz ki hüzünlü bir gülümsemeyle sizi anlattığına…

Oysa kimsenin aklına gelmez bunu bir başka okurunda söylediği, evet tekrarlıyorum yine, yalana gerek yok biz bize benziyoruz ve egomuzun yol aldığı hala bu günlerde gerçeği yalan tadında seviyoruz hatta sevişiyoruz yalancı düşlerimizle

Düşlerimizi yalan tadında seviyoruz.kimse uyandırmasın bizi bu yedi uyuyanlar masalından

ki görüldü zaten yedi uyuyanların uykusundan kalktıktan sonra başına neler geldikleri oysa ne gereği vardı kardeşim ne güzel uyuyordun ölümle hayat arasında dimi ve gerçekler acıydı çünkü kendimizle yüzleşmekten korkuyorduk bana kalırsa o yüzden di kalabalık bir cadde karşımızdan gelip gecen insanların yüzüne bakmamamız oysa bir benzerimiz vardı o kalabalık içinde ve biz ondan yani kendimizden korkuyorduk, yüzleşemiyorduk kendi yüzümüzle ama aynalarla kardeş gibiydik ağzı var dili yok olduğu için ve kalleş olan, kendimizle aramızdaki suskunluğu bozandı cünkü yalanımızı biliyorduk ve yalanımızı bildiğimiz halde yeni yalanlar ekliyorduk hayatımıza…oysa çoğumuz sokağa çıkıp biraz kendimi bulayım demez mi!!!peki neden kendimizden kaçışımız, bu çelişki neden…ben hala seni arıyorum kalabalık caddelerde göz göze gelmeye çalışıyorum bazı insanlarla sen sanıp…ben hala seni arıyorum.uzak şehirlerden seslendiğini duyuyorum bir gece yarısı sonra ceketimi bile almadan çıkıp gidiyorum bir başka şehre…ben hala seni arıyorum oysa herkes birini bekliyor. beklenen de bekliyor oysa onu… karşılıklı bekleşiyoruz kısacası, kimse bu bekleyişe bir son verip bir benzerini aramaya çıkmıyor…siz hala beklemeye devam edin nasıl olsa bir prens yada prenses gelip öper siz kurbağaları, gittikçe bataklıklaşan bu çöl yalnızlıklarında nasıl olsa…

(Eğer bir yerde rastlarsan bu yazıya bir benzerim, beni bul en kısa zamanda…)